Tüketici Birliği Federasyonu

"Türkiye'nin Vicdanı"

YAŞLARINDAN BÜYÜK SINAV VEREN ÇOCUKLAR…

*Eğitimde fırsat eşitliği sağlamadan çocukları  adaletsiz bir sınava sokmak…

*Eşit statüdeki okullar arasında eşit kalitenin tutturulamamış olması nedeniyle yaşanacak hak kayıpları…

* Toplum sağlığı için aylardır ev hapsinde tutulan on bir milyonu aşkın çocuğu bir anda toplum içine salıp pandeminin pik yapmasına sebep olmak…

MEB yukarıdaki her sorun için olgunluğu, anlayışı, fedakarlığı çocuklardan ve velilerden bekliyor.

Daha bugün dört çocuğunun tek bir tanesinin bile online ders alamadığını, devlete, belediyeye yaptığı başvuruların sonuçsuz kaldığını söyleyen bir annenin dramına şahit oldum. Okur yazarlığı olmayan maddi imkanı kısıtlı bir ebeveyn…

Bu dört çocuğun eğitimde fırsat eşitliğini sağlayamayan devlet şimdi bu çocukları sınav yapma ‘derdine’ düşmüş.

KARAR…

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) 2020-22 Eğitim Öğretim Yılı’nda İlkokullarda ilk dönem için sınav yapılmamasına ve karne verilmemesine karar verdi.

MEB bu kararı 27.07.2014 tarihli MEB Okulöncesi ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Değişiklik Yönetmeliği’ndeki Madde7.(1 ve 4′ e) göre aldı.

Karara konu madde kısaca; mücbir sebeple ülke genelinde Bakanlıkça ve Hıfzıssıhha kurumlarının kararına istinaden mülki idare amirliğince anılan öğretim kademelerinde eğitim ve öğretime ara verileceği, eğitim ve öğretime ara verilmesi durumunda uzaktan eğitim yapılabileceğine ancak uzaktan eğitimle puanla değerlendirme yapılamayacağını söylüyor.

Bu yönetmeliğe orta ve lise öğrencilerini dahil etmeyen MEB, bu yıl orta dereceli öğrenciler için uzaktan eğitim ve yüzyüze sınav kararı verdi.

Ancak Resmi Gazete’de 8 Mayıs 2020 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe giren yönetmelikte ortaokul ve liseler anılmadığı halde 2019-20 Eğitim Öğretim Yılı’nın ikinci yarıyılının başında patlak veren pandemi nedeniyle aynı yönetmelik onlar için de uygulandı. Ve 16 Mart 2020 tarihi itibarıyla orta dereceli okullarda uzaktan eğitime geçildi, puanlama/sınav yapılmayarak, ilk dönem karne notları ikinci döneme yansıtıldı.

Bu uygulamaya velilerce de itiraz gelmedi.

Hal böyleyken, MEB’nın bu yıl etkisini çok daha fazla gösteren hatta mutasyona uğradığı için bulaş riskinin arttığı söylenen virüsün pandemiyi pik yaptırma ihtimalinin yüksek olacağının tahminin hiç de zor olmadığı kış ortasında, gribal enfeksiyonların yıl içinde en çok görüldüğü Ocak ayında orta öğretimdeki öğrencileri sınav yapma ısrarı ve mantığı anlaşılır gibi değil.

Öğrenci ve veliler, aşılamanın başlamasıyla pandeminin yavaşlayacağı beklentisinin olduğu ve havaların daha iyi koşullarda seyretmesi sebebiyle gribal hastalıkların azaldığı bahar aylarında sınavların yapılmasının ne gibi sakıncası/sakıncaları olduğunun Bakanlıkça açıklanmasını bekliyor.

EĞİTİMDEKİ YARIŞ GERÇEĞİ…

Ocak’ın 5-12 günleri arası ortaöğretim öğrencileri yüzyüze sınav olacak, tek notla karne alacaklar.

Pandemi nedeniyle sınav tarihine kadar burnunu evin dışına çıkarmasına izin verilmeyen, sınavdan sonra tekrar evlere gönderilecek olan milyonlarca (on bir milyondan fazla) öğrencinin toplu taşımasıyla  pandemiye istemeden yapacakları katkının sorumluluğu kime ait olacak?

Sınavların proje okulu öğrencileri arasında yaratacağı eşitsizlik ve adaletsizliğin girecekleri üniversite sınavına etkisinin, hak kayıplarının telafisi nasıl sağlanacak?

Proje okullarının yatılı öğrencilerinin bulundukları illerdeki proje okullarında sınava girmesi çözümünü üreten MEB, hepsi proje okulu olsa dahi öğrenci kabulündeki yüzdeliklerin kiminde 12 olduğunu bilmiyor, sorulacak soruların da bu yüzdeye uygun olacağını tahmin etmiyor olamaz.

‘Bir’ puanın ‘bin’ öğrenci demek olduğu liseye geçiş sınavı ve üniversite sınavında ilk yüzde ‘2’lik’ bölümler için iddiası olan bu gruptaki öğrencilerin ciddi hak kaybı yaşamasına sebep olacağı aşikar olan çözümün yetkililerce tekrar gözden geçirilmesi gerekmekte.

Ayrıca, ülke genelinde uzaktan eğitimin başladığı ilk günden beri, bir kez dahi hiçbir erişim cihazı ve yoluyla online eğitim alamamış milyonlarca öğrencinin uğradığı ve sınavla birlikte uğrayacağı hak kaybı vicdan sızlatıyor.

VELİLERDEN ZOR KARAR…

‘Not’ her ne kadar ölçme ve değerlendirme için gerekli bir ölçüyse de, geçen yıl tek notla her iki dönemin tamamlandığını ve kıyametin kopmadığını gördük.

Binlerce velinin çocuklarının iyi bir eğitim alması ve sağlık için yazdığı sınava itiraz dilekçelerinde;

“… hatta mümkünse bu yılın tüm kademelerde sınav yapılmayarak, dondurularak, seneye herkesin aynı sınıftan devam etmesine karar alınmasını en sağlıklı yol olarak düşünmekteyiz.” cümlesini kurmasının, binbir emekle, masrafla büyütülen göznuru çocuklarının sınıf tekrarını istemek durumunda kalmasının ne denli zor alınmış karar olduğunu bilir misiniz, ‘Sayın İlgililer’?

“YAPTIK OLDU.” (MU?)

‘Şekilci’ ve “Yaptık oldu.” mantığı değil, sağduyu ve empati bekliyor toplum.

Sınavlara daha ‘sağlıklı’ bir çözüm için MEB, Sağlık Kurulu ve veli istişaresi gerekmekte. Veli ve öğrencilerin pandemi sürecinde yaptığı fedakarlık, gösterdiği sabır ve anlayış göz ardı edilmeden en doğru, en sağlıklı karar alınmalı.

Sağlık kurulunun son değerlendirmesinde ısrarla kalabalık şekilde toplanılmaması gerektiği açıklaması ve Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın “Virüsün mutasyonla birlikte bulaştırıcılığı arttı. Kalabalık ortamlarda bir arada olmanın daha riskli olduğunu söyleyebiliriz.” sözü özellikle kapalı alanda yüzyüze yapılacak sınavlar için rehberdir.

BİR ÜLKE İÇİN EN DEĞERLİ HAZİNE…

Dünya ülkeleriyle yarışacak bir ülkenin önceliği, olmazsa olmazları, eğitim ve sağlıktır. Yaşadığımız dönem gösterdi ki her ikisi de toptan tüfekten, paradan puldan değerli, önemli ve öncelikli…

Sınavın en zoruyla zaten Mart’20’den beri yüzyüzeyiz. Bu gerçeklikle, kağıt üzerine yazılacak bir sayı dizini için bu kadar mücadelenin gerekip gerekmediğini sorguluyor insan. Çünkü hepimiz biliyoruz ki yazılacak puanlar gerçeği ölçmüş olmayacak. Ama hastalığı yayacağı muhakkak… Öyleyse neden empati, mantık, akılcılık, bilimsel bilgi kullanmıyoruz?..

İnsanı sadece sayılardan ibaret görmek insanlığa saygısızlıktır.

Ve bir ülke için en değerli hazine ‘İNSAN’dır.

Güldeğer Gökçek