Tüketici Birliği Federasyonu

"Türkiye'nin Vicdanı"

Barınma, Zaruri Bir İhtiyaçtır

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığı yetkililerinin kira fiyatlarında fahiş artışların önüne geçme noktasında bir çalışma başlattıklarına dair haberler gündemdeki yerini koruyor. Ancak Bakan Nebati’nin “Kiralara müdahale serbest piyasaya aykırı” şeklinde açıklama yapması kamuoyunu şaşkına çevirdi. Hollanda gibi ülke içi demokrasisi ön sıralarda olan bir ülke uyguluyorsa biz neden yapamayalım? Çünkü son gelinen noktada gördük ki alınan tedbir ve uyarılarla bir sonuç elde edilemediği gibi sorun gün geçtikçe daha kötüleşiyor. Her ilin belediyeleri ve valilerinden bir çalışma yapılması istenip, bölge bölge fiyatlar belirlenerek, evin lokasyonuna, durumuna, metre karesine, katına göre üç aşağı beş yukarı ortalama konut veya kira fiyatları belirlenebilir.

Eğer kapsamlı bir çalışma yapılacaksa belirli bir bölgede sınırlı tutulmamalıdır. Çünkü doğudan batısına kadar tüm ülke yüksek kira fiyatlarının altında eziliyorlar. Bunun yanında kiralık ev yapımının da seçenekler arasında olduğu kamuoyunda dillendiriliyor. Kiracıların acil çözüme ihtiyacı var. Kiralık evleri hizmete sunana kadar pek çok asgari ücretli mağdur olacaktır. Fahiş kira artışlarına karşı “Alo Şikayet hattı” kurulacağının sinyali de veriliyor. Geçmiş uygulamalarda gördüğümüz üzere sorun sadece şikayet hattı ile geçiştirilemeyecek kadar önemli ve elzemdir.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın bünyesinde ki TOKİ hakkında fırsatçı ev sahipleri ve müteahhitleri aratmadığı, gerek peşinat, gerekse aylık ödemelerin yüksek tutarlarda olduğuna dair yoğun şikayetler almaktayız. TOKİ, konut fiyatlarını biraz da olsa aşağı çekse piyasaya olumlu etkileri mutlaka olacaktır.

Önceki yazılarımda defalarca vurgulayarak emlakçılara önlem alınmasını talep ettim. O günden bu güne değişen bir şey olmadığı gibi daha aşırıya giderek çığrından çıktıklarına gözlemledik. Kuş kafesi kadar pencereleri olan bodrum katı bir eve serbest piyasa denilerek 400 bin lira yazılmasına duyarsız kalınmamalıdır.

Son olarak dünyada pek çok gelişmiş ülkede konutların enflasyon sepetinde ki oranı yüzde 30’lardadır. Ülkemizde bu oran, yüzde 15’tir. Konutların enflasyon sepetinde ki oranı bu seviyelerde oldukça, fahiş artışlara kalıcı çözümlerin daima eksik kalacağı da bir gerçektir.

Sorunlarla Yüzleşmekten Kaçınmak

Geçen hafta ‘Tok, Açın Halinden Ne Anlar’ başlıklı yazdığım köşe yazısından dolayı pek çok arayan, mesaj atanlar oldu. Geri dönüşlerde, önü alınamaz enflasyondan dolayı “geçici” diyenlerde, “küresel dinamiklerden kaynaklanan sorun” olduğunu belirtenlerde oldu. Yoğun olarak, “sizin belirttiğiniz gibi artan hayat pahalılığı ve yüksek enflasyonun olduğu bir ortamda akşamları hiç kafelere gittiniz mi? Caddelerde ki araçları gördünüz mü? Bayram öncesi AVM’lerin kalabalığından haberiniz var mı?” gibi sorularla karşılaştım.

Öncelikle geçmiş yazılarımda pek çok kez belirttim. Ülkemizde artık orta direk yoktur. Zengin, yoksul olarak iki sınıf var. Asgari ücretlinin yanında memurların dahi çoğunluğu yoksul sınıfında yer alıyor. Zenginlerinde içinde yer aldığı sınıf olan iyi oranda maddi gelire sahip kitle, ülke çapında yüzde 20’lik bir orana sahip. Bakın Erzurum’un nüfusu toplamda 750 bin. Hadi kırsal kesimi çıkarırsak şehir merkezi nüfusu ortalama 350 bin. Nüfusun yüzde 20’si 70 bin kişi eder ki 350 bin nüfuslu bir ilde araç trafiği veya kafelerin doluluk talebini geliri iyi derecede olanlar karşılar. Yüzde 20’lik oran iyi görünse dahi sadece akşamlarla sınırlı kalabalıkların, işletmelerin çarkını döndürmeye yetmeyeceğini belirtmekte fayda var.

Ülkenin yüzde 80’i rutin harcamalarından kısarak hayat pahalılığına karşı mücadele ediyor. Bu kişiler içinde araç kullanan, kafeye giden yok mudur? Tabi ki vardır. Ancak ya mecburiyetten, ya birikimlerden, ya da bankaların sağladığı finansman ile mevcut durumun biraz üzerine çıktığını bilimsel gerçeklerden yola çıkarak açıklamak mümkün. 6-13 Mayıs haftasında kredi kartı harcamaları 63,7 milyar lira oldu. Bu rakam hafta bazında harcama oranlarını karşılaştırdığımızda ülkemizde bir ilk. Yine 6-13 Mayıs haftasında TL kredi hacmindeki artış 78 milyar liraya ulaştı, bunun 58 milyar lirası ticari kredilerden oluşuyor. Faiz indirimlerinin başladığı 23 Eylül 2021 tarihi öncesinde 17 Eylül’de 2 trilyon 551 milyon lira olan TL kredi hacmi 18 Mayıs 2022 itibarıyla 3 trilyon 517 milyar liraya yükseldi. Böylece sadece 8 ayda TL cinsi kredi hacminde miktarsal artışın 966 milyar liraya, oransal artışın yüzde 38’e çıktığını görüyoruz. Mahkemelerdeki icra dosyası sayısı 24 Mayıs 2022 itibarıyla önceki 2021 yılı sonuna göre 926 bin artarak 23 milyon 497 bine yükseldi. 2021 yılında tapular üzerinde uygulanan e-haciz sayısı 5 milyonu aştı.

Geçen haftaki köşe yazısına istinaden mevcut durumu aklamak noktasında sorular sormak yerine, sorunun kaynağının nedeni araştırılsa belki de bu yazıları yazmak yerine farklı analizleri aktarmak için emek harcadık. Şimdi bir kaç soruda ben sormak istiyorum. Cumhurbaşkanlığı tarafından olumsuzlukları, sıkıntıları, yolsuzluğu belirlemek amaçlı, alanında uzman, bağımsız, tarafsız 3’er tane müfettişi, her bakanlığa, kuruma, belediyeye göndermek çok mu zordur? Raporlar neticesinde ortaya çıkan olumsuzluklardan dolayı sadece görevden almakla yetinmeyip, kirli işlere karışanların adli makamlara teslim edilmesini istemez misiniz? Bugün Merkez Bankası ve Hazine ve Maliye Bakanlığı’na siyasi bilimci değil de alanında uzman ekonomistlerin başkan ve yönetici olarak atanıp, iktisadi kurallar neticesinde ekonomiyi yönetmesini istemez misiniz? Perşembe günü Merkez Bankası Para Politikası Kurulu toplantısı sonucunda politika faizi yüzde 14 seviyesinde sabit bırakıldı. Merkez Bankası politika faizini 1 puan artırıp yüzde 15’e çıkarsaydı, bugün dolar 14 seviyelerine inmiş olacaktı ve kısa, uzun vadede enflasyon düşüş trendi yakalayacaktı.

Bu sorulara onlarcasını daha ekleyebilirim. Sonuç olarak istendikten sonra çözüm bulunur. Alınan önlemler neticesinde ülke ekonomisi belki sancılı olur ama mutlaka normale döner. Gerçeklerden kaçmak, gizlemek, üstüne örtmek yerine her birey, kurum, gazeteci, STK, iş dünyası, akademisyen fikirlerini özgürce söylese, belki de Hazine’nin iç borç faiz ödemesi ilk 5 ayda 1,3 trilyon lira artmazdı.

Nihat Altay